öğretmenin mektubu

Öğretmenin şikâyetnamesi

Öğretmenlerin yaşadıkları sıkıntıları ve içinde bulundukları psikolojik durumu yine en iyi kendileri anlatır.


İşte size bir öğretmenin öğrencisine yazdığı mektup: "Sevgili öğrencim, yıllar yılları kovalarken sizler büyüyüp hayata atıldınız. Zamanın bizleri eskitmesine rağmen aramızdaki sevgi ve saygı duygularının hâlâ canlı kalması, beni çok mutlu ediyor. Bana gönderdiğin mektuplarla "öğretmen" olduğumu hissettirdiğin için sana çok teşekkür ediyorum.


Son mektubunda öğretmenlerin durumunu soruyorsun. Ne sen sor ne ben söyleyeyim diyeceğim; ama gönlüm razı olmuyor buna. İçinde bulunduğumuz durum beynimi kemiriyor. Kafam zonkluyor. Bunun için haykırmak istiyorum aslında; ama kulaklar sağır, gözler kör, öğretmenler ise yasta. Evet, öğretmenler yasta. İnsanımıza bağrımızdan çıkardığımız gönül suyu fayda etmiyor artık. Ektiğimiz güller soluyor, diktiğimiz fidanlar kuruyor, toprağımız çatlıyor. Ya biz gönül suyu yerine kirli su veriyoruz ya da tohumumuz çürüyor, toprağımız verimsizleşiyor. Küresel ısınmadan daha büyük felaketi yaşıyoruz. Feryadı figan ediyorum, duyun sesimizi yetkililer diyorum. Ama sanki karşımda "taş bağırlı dağlar" var. Sesim yankılanarak geri dönüyor bana. Meğerse balık baştan kokmuş. Bazı yetkililerimiz öğretmenlere karşı önyargılı olmuş. Onlara göre biz üç ay tatil yapıyoruz. Ne olacak ki iki cümle, bir problemle maaş alıyoruz. Aldığımız maaş bile fazlaydı. Özlük haklarına zaten hiç gerek yoktu.


Daha dün bizimle öğretmenlik yaparken idareci olan meslektaşlarımızın, bizleri daha iyi anlayacaklarını umuyorduk. Onların bazıları da koltuğa oturunca bizleri unuttu. Öğretmeni istekli hale getireceklerine bazı kanun ve yönetmelikleri Damokles'in kılıcı gibi başımızdan sallandırıyorlar.
Kuralların, insanların iyiliği için olduğunu hissettirmiyorlar. İdarede gülen değil, somurtan yüzler karşılıyor bizleri. İdare edilmiyoruz, sorgusuz sualsiz yönetiliyoruz. Onlar da mutlu öğretmenlerin,  mutlu öğrenciler yetiştireceğini kavrayamamıştı. Öyle ya aramızdan çıkan idarecilerimiz de üstlerine karşı sorumluydu. Zira ayaklar başlara göre hareket ediyordu. Büyükler bunları yapar da küçükler boş durur mu? Küçük kalkar büyüğe bakar. Küçükler söz değil örnek ister. Büyüklerin değer vermediğine küçükler nasıl değer versin.

 

Bazı öğrenciler, uzaktan uzağa "Öğretmen naber", "Hoca nassın", "Hoca, benim sevgilime kırık not vermişsin" diyerek öğretmene yukarıdan seslenip aşağılıyor. Herkes eğitimde psikolojinin öneminden bahsediyor da her nedense hiç kimse öğretmenin psikolojisini düşünmüyor. Sigara içme diyorsun, 'sana ne, bana babam bile karışmıyor, sen ne karışıyorsun' diyerek azarlıyor öğretmeni. Veli de çocuğuna destek veriyor; 'Evet, çocuğumla beraber içiyoruz' diyor. Bu desteği alan çocuk da okulun kapısında öğretmeninin yüzüne sigara dumanını üflemekten çekinmiyor. Bugün duman üflüyor, yarın tehdit ediyor, öbür gün de tacizde bulunuyor.

 

 Öğrenci, öğretmeni şaklaban; veli, çocuk bakıcısı olarak görüyor. Eskiden öğretmen ol ki toplumda ezilmeyesin derlerdi. Şimdilerde bu sözün hükmü rafa kalktı. İnsan yetiştirme sanatı olan öğretmenlik ayaklar altında. Önüne gelen üzerine basıp geçiyor.

 

 Öğretmenler çaresiz, eğitim yuvaları yetersiz, öğrenciler isteksiz, veliler ilgisiz, sorunlar sahipsiz ve yetkililer sorumsuz. Toplum girdap çukurunda, bütün çabalar, çalışmalar faydasız. Sorunlar ve dertler çok, eğitim öğretime kıymet, öğretmene hürmet yok."

 

 

Sevilay Yüksel

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !